Havza Haber Ajansı'nın haberine göre Uluslararası İmamet Vakfı Uluslararası İlişkiler Başkan Yardımcısı Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Seyyid Hasan Sebzevârî, Kerbelâ hadisesinden önce İmam Hüseyin'in (a.s.) bireysel, eğitsel, toplumsal ve siyasal yönlerini anlattı.
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî Havza Haber Ajansı'na verdiği röportajda "Neden Kerbelâ'dan önceki döneme ait İmam Hüseyin (a.s.) hakkında tarihî bilgiler çok azdır?" sorusuna şu cevabı verdi:
"Bana göre bu konuda iki hususu birbirinden ayırmak gerekir: Birincisi gerçekten bilgi eksikliği olması, ikincisi ise tarihin Kerbelâ öncesindeki İmam Hüseyin'in şahsiyetine yeterince ilgi göstermemesidir.
Kerbelâ öncesi dönem hakkında elimizde bazı bilgiler vardır. Ancak bunların hacmi ve öne çıkışı, Kerbelâ ve Âşûrâ hadisesiyle kıyaslandığında doğal olarak çok daha azdır. Bunun birkaç önemli sebebi bulunmaktadır.
Birinci sebep şudur: Kerbelâ olayı tarihî, duygusal ve hatta medeniyet açısından öylesine sarsıcı, büyük ve etkileyici bir hadisedir ki, İmam Hüseyin'in (a.s.) Kerbelâ öncesindeki hayatı onun gölgesinde kalmıştır.
Âşûrâ, İmam Hüseyin'in hayatındaki sıradan bir olay değildir. Aksine, yalnızca onun hayatında değil, insanlık tarihinde bile bir dönüm noktasıdır."
Uluslararası İmamet Vakfı Başkan Yardımcısı şöyle devam etti:
"İkinci sebep ise İmam Hüseyin'in (a.s.) çocukluk ve gençlik yıllarının Hz. Peygamber (s.a.a.), Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s.) ve İmam Hasan'ın (a.s.) yanında geçmiş olmasıdır. Elbette İmam Hüseyin de imamet ve masumiyet makamına sahipti. Ancak toplumsal konum açısından, Peygamber'in yanında önce Peygamber, sonra Emirü'l-Müminîn Hz. Ali, ardından da İmam Hasan ön plandaydı. Bu nedenle tarih kaynakları olayları daha çok bu üç büyük şahsiyet ekseninde kaydetmiş, İmam Hüseyin'in hayatındaki birçok ayrıntı ikinci planda kalmıştır."
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî sözlerini şöyle sürdürdü:
"Üçüncü ve bazı yönlerden en önemli sebep ise tarih yazıcılığının uzun yıllar boyunca Ehl-i Beyt düşmanlarının elinde bulunmasıdır. Başka bir ifadeyle, tarih yazım politikaları Emevîler ve Ehl-i Beyt'e muhalif çevrelerin kontrolündeydi. Bu yüzden Ehl-i Beyt'in, özellikle de Kerbelâ ve Âşûrâ'nın kahramanı olan İmam Hüseyin'in dinî, ahlakî ve siyasî bir otorite olarak öne çıkmasını istemiyorlardı."
Kerbelâ Öncesi İmam Hüseyin'in En Önemli Özellikleri
Birinci özellik: Nebevî ve Kur'ânî eğitim sistemi
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî, "Kerbelâ'dan önce İmam Hüseyin'in hayatının en önemli özellikleri nelerdir?" sorusuna şu cevabı verdi:
"Eğer İmam Hüseyin'in Kerbelâ öncesi hayatını imamet bakış açısıyla değerlendirecek olursak -çünkü tarihin her bölümünü kendine özgü bir yaklaşımla incelemek gerekir- önemli sonuçlara ulaşırız.
İmamet perspektifiyle baktığımızda birkaç temel özellik öne çıkar. Bunlardan ilki, İmam Hüseyin'in Hz. Peygamber'in terbiyesi altında ve Kur'ân merkezli bir kimlikle yetişmiş olmasıdır."
Araştırmacı yazar şöyle devam etti:
"Tarih kaynaklarını incelediğimizde, İmam Hüseyin'in böyle bir ortamda büyüyüp geliştiğini görüyoruz. Onun şahsiyeti daha çocukluğundan itibaren Kur'ân, Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt ile iç içe şekillenmiştir.
Bu sebeple Hz. Peygamber'den İmam Hüseyin hakkında son derece büyük ve istisnai sözler nakledilmiştir. Bunların en meşhurlarından biri şu hadistir:
'Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim.'
Bu söz yalnızca duygusal bir sevgi ifadesi değildir; imamet açısından son derece derin bir anlam taşımaktadır.
Elbette bazıları bunun sadece dedenin torununa duyduğu sevginin ifadesi olduğunu söyleyebilir. Çünkü İmam Hüseyin, Peygamber'in gözünün nuru ve ciğerparesidir. Ancak tarihin akışına baktığımızda, İmam Hüseyin'in peygamberlik çizgisini en mükemmel şekilde nasıl devam ettirdiği açıkça görülmektedir."
İkinci özellik: Emirü'l-Müminîn Hz. Ali'nin (a.s.) yanında aktif rol alması
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî şöyle dedi:
"İkinci önemli özellik, İmam Hüseyin'in (a.s.) Emirü'l-Müminîn Hz. Ali'nin yanında aktif bir şekilde yer almasıdır.
Hz. Ali'nin hilafeti döneminde İmam Hüseyin sadece olayları izleyen bir kişi değildi; aksine toplumun ve siyasetin en kritik sahnelerinde babasının yanında bulunuyordu.
Bunun en açık örneklerinden biri Sıffin Savaşı'dır. İmam Hüseyin, halkı yeniden Muaviye'nin ordusuna karşı savaşmaya teşvik eden en etkili isimlerden biriydi. Onun tarihî konuşmasının ardından yaklaşık on bin kişi yeniden Muaviye'ye karşı savaşmak üzere toplandı. Ancak bu olayın ayrıntıları uzundur; çeşitli engellemeler nedeniyle ikinci savaş gerçekleşmedi.
Dolayısıyla Kerbelâ'dan önce İmam Hüseyin'in en belirgin özelliklerinden biri, Emirü'l-Müminîn Hz. Ali'nin yanında toplumun kaderini ilgilendiren meselelerde etkin rol üstlenmiş olmasıdır."
Üçüncü özellik: Kendi zamanının masum imamına tam bağlılık
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî şöyle devam etti:
"Üçüncü özellik ise günümüz için de son derece öğretici olan bir husustur: İmam Hüseyin'in kendi zamanının imamı olan İmam Hasan Müctebâ'ya (a.s.) tam anlamıyla bağlı olmasıdır.
Bu durum hepimiz için büyük bir derstir. İmam Hüseyin'in, İmam Hasan'ın imameti dönemindeki tavrına dikkat etmek gerekir. Kendisi de imamet makamına sahip olmasına rağmen, zamanının imamı karşısında tam bir teslimiyet göstermiştir.
Bu dönemde İmam Hüseyin, kendi imamet makamına sahip olmasına rağmen İmam Hasan'ın yanında 'sessiz imam' konumundaydı ve bütün davranışlarında ona tam anlamıyla tabi oluyordu.
Hatta İmam Hasan'ın Muaviye ile yaptığı barış konusunda da herhangi bir itiraz veya farklı görüş ortaya koymadı; bu konuda tamamen imamının kararına uydu."
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu tavır hepimize çok önemli bir mesaj vermektedir. İmamet anlayışında ölçü; kişisel görüşler, bireysel tercihler veya toplumsal heyecanlar değildir. Her durumda insan, Allah'ın hücceti olan imamın teşhis ve kararına uymalıdır."
Dördüncü özellik: Sabır ve doğru zamanı bekleme
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî şöyle dedi:
"Dördüncü özellik, İmam Hüseyin'in Emevî sapmaları karşısındaki sabrıdır.
O dönemde Emevî yönetiminin oluşturduğu sapmalar ve bozulmalar her geçen gün daha da büyüyordu. Buna rağmen İmam Hüseyin aceleci davranmadı.
Şartları doğru değerlendirdi, zamanı isabetli şekilde tanıdı ve ne acelecilikle ne de edilgenlikle hareket etti. Sonunda bu sabırlı ve bilinçli tutumun meyvesi Kerbelâ kıyamı oldu."
Beşinci özellik: Hak ile bâtıl arasındaki sınırı açıkça belirlemesi
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî şöyle devam etti:
"Beşinci özellik ise İmam Hüseyin'in toplumda hak ile bâtıl arasındaki çizgiyi son derece net biçimde belirlemesidir.
Nasıl ki Emirü'l-Müminîn Hz. Ali hak ile bâtılı birbirinden ayıran bir ölçü ise, İmam Hüseyin de İslam toplumunda insanların hiçbir şüpheye düşmeyeceği kadar açık bir sınır çizmiştir.
Bu uğurda büyük çaba göstermiş ve bâtılın meşru olmadığını halka açıkça göstermiştir.
Çünkü Emevî yönetimi kendisini meşru bir yönetim olarak tanıtıyor, 'Resûlullah'ın halifesi' unvanını kullanarak insanları aldatıyordu.
İmam Hüseyin ise tam da dinî ve ahlâkî yozlaşmanın zirveye ulaştığı böyle bir dönemde kıyam ederek hak ile bâtıl arasındaki ayrımı bütün açıklığıyla ortaya koydu. Böylece hem kendi dönemindeki ümmet hem de sonraki nesiller için meşru İslam yönetiminin temel ölçülerini belirlemiş oldu."
İmam Hüseyin'in Ashabının Öne Çıkan Özellikleri
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî şöyle dedi:
"İmam Hüseyin (a.s.) ve ashabı hakkında birçok üstün özellik zikredilmiştir. Ancak onların neden tarihte ölümsüzleştiklerini anlamak istiyorsak, temel bir noktaya dikkat etmeliyiz.
Onların kalıcılığı sadece eşitsiz bir savaşta şehit olmuş olmalarından kaynaklanmamaktadır. Çünkü tarih boyunca birçok insan benzer savaşlarda hayatını kaybetmiştir; fakat hepsinin adı ebedîleşmemiştir."
Havza araştırmacısı devam etti:
"İmam Hüseyin'in ashabını tarihte yücelten asıl sebep, imamlarıyla olan bağlarını son ana kadar korumalarıdır.
Bu ilişkiyi ay ile güneş arasındaki ilişkiye benzetebiliriz. Ay kendi başına karanlık bir cisimdir; fakat güneşle bağlantısını koruduğu sürece ışık saçar.
İmam Hüseyin'in ashabı da Allah'ın hüccetiyle olan bağlarını korudukları için hidayetin ve nurun kaynağı hâline geldiler."
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî şöyle devam etti:
"İlk özellik marifet ve imamı tanımaktır (imamet şuuru). İmam Hüseyin'in ashabı, onu yalnızca Hz. Peygamber'in torunu, saygın bir şahsiyet veya siyasî bir lider olarak görmüyordu. Onlar İmam'ı Allah'ın hücceti, hakkın ölçüsü ve kurtuluş gemisi olarak tanıyorlardı.
İşte bu derin tanıma ve bilinç sayesinde en zor şartlarda bile imamlarını terk etmediler. Oysa tarih boyunca birçok kişi İmam Hüseyin'i görünüşte tanıdığı hâlde, kritik anlarda ona destek olmaktan vazgeçmiştir."
"İkinci özellik, dünyevî hesapları aşabilmeleridir. İnsanların çoğu kararlarını dünya menfaati, kazanç ve kayıp hesabına göre verir. Fakat İmam Hüseyin'in ashabı bu hesapların ötesine geçmiştir.
Onlar başarıyı yalnızca askerî zaferde, siyasî güçte veya şahsî çıkarlarda görmüyorlardı. Eğer ölçü bu olsaydı, Kerbelâ'da kalmanın hiçbir mantıklı açıklaması olmazdı.
Onlar dünyacı akıl yerine iman ve velayet eksenli bir akılla hareket ettiler."
"Üçüncü özellik ise, imamın yalnız bırakıldığı anda ona bağlı kalmalarıdır.
Birçok insan güçlü ve iktidar sahibi kimselerin yanında yer alır; çünkü bundan fayda elde etmeyi umar.
Fakat İmam Hüseyin'in ashabı, görünürde hiçbir dünyevî zafer ihtimali kalmadığı bir zamanda onun yanında durdu.
Onların en büyük kaygısı Allah'ın hüccetinin yalnız kalmamasıydı. İmamlarıyla olan bağlarının kopmasını asla istemediler."
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî şöyle dedi:
"Dördüncü özellik ise basirettir. İmam Hüseyin'in ashabı, aldatıcı görüntülerin arkasındaki hakikati görebiliyordu.
Emevî yönetimi dinî sembolleri kullanmasına rağmen gerçekte dinin karşısında yer alıyordu.
Bazı rivayetlerde, düşman ordusundaki kişilerin savaştan önce gusül abdesti aldıkları ve hatta İmam Hüseyin'i öldürmenin kendilerini Allah'a yaklaştıracağını düşündükleri aktarılmaktadır.
Ashabın basireti sayesinde onlar bu dinî görünümlü aldatmacalara kanmadılar; hakkı bâtıldan ayırt edebildiler."
Gaybet Döneminde Doğru Rehberlik
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî şöyle dedi:
"Hak cephesinde yer almak bütün dönemlerde geçerli bir ilkedir. Ancak masum imamın konumu ile diğer insanların konumu birbirinden ayrılmalıdır. Masum imam Allah'ın eksiksiz hüccetidir ve eşsiz bir makama sahiptir. Bununla birlikte Şiî öğretiye göre, Gaybet döneminde de İslam toplumu rehbersiz bırakılmamıştır.
İmamlar (a.s.), Gaybet dönemi için birtakım ölçüler belirlemişlerdir. Buna göre; adalet, takva, din bilgisi ve şeriatı koruma özelliklerine sahip olan fakih-i câmiu'ş-şerâit, toplumun dinî ve toplumsal rehberi kabul edilir.
Bu bakış açısına göre Gaybet döneminde Veliyy-i Fakih'e bağlılık, Ehl-i Beyt'in ortaya koyduğu ilahî hidayet sisteminin devamı olarak değerlendirilmektedir."
Aşûrâ yalnızca tarihî bir savaş değildir
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî şöyle devam etti:
"Eğer Aşûrâ'yı yalnızca tarihte yaşanmış birkaç saatlik askerî bir çatışma olarak görürsek, son derece eksik bir değerlendirme yapmış oluruz.
Kerbelâ görünüşte askerî bir savaştı; fakat gerçekte iki düşünce ve iki yolun karşı karşıya gelmesiydi: Hak cephesi ile bâtıl cephesi."
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî şöyle devam etti:
"Şiî bakış açısına göre Hz. Peygamber'in (s.a.a.) vefatından sonra İslam dünyasında iki yol ortaya çıktı.
Bunlardan biri Peygamber ve Ehl-i Beyt'in yolunu sürdüren çizgiydi; diğeri ise zamanla Emevîlerin eline geçen ve giderek hak yoldan uzaklaşan bir akımdı.
İmam Hüseyin dönemine gelindiğinde bu sapma öyle bir noktaya ulaşmıştı ki, dinin hakikati yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı."
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî sözlerini şöyle sürdürdü:
"İmam Hüseyin de kıyamının amacını şu sözlerle açıklamaktadır:
'Ben bozgunculuk yapmak, zulmetmek, kibirlenmek veya üstünlük sağlamak için kıyam etmedim. Ben yalnızca dedem Resûlullah'ın ümmetini ıslah etmek için kıyam ettim.'
Bu söz açıkça göstermektedir ki Aşûrâ sadece siyasî veya askerî bir mücadele değildi.
Asıl amaç dinin hakikatini yeniden diriltmek ve İslam'ın tahrif edilmesini önlemekti."
"İmam Hüseyin (a.s.) namaz için mi şehit oldu?" sorusuna cevap
Hüccetü'l-İslam Sebzevârî, "Bazıları 'İmam Hüseyin namaz uğruna şehit oldu.' diyor. Bu ifade ne kadar doğrudur?" sorusuna şu cevabı verdi:
"Bu söz her ne kadar sevgi ve bağlılıktan kaynaklanan bir ifade olsa da, ilmî ve kelâmî açıdan açıklanmaya ihtiyaç duymaktadır.
Çünkü İmam Hüseyin'in karşısında savaşanlar da namaz kılıyor ve kendilerini dindar kimseler olarak tanıtıyorlardı. Dolayısıyla Aşûrâ'nın temel meselesi yalnızca namazın kılınması değildi.
Namaz, dinin fürûundan (amelî hükümlerinden) biridir; buna karşılık imamet, Şiî inancına göre dinin usûlünden (temel esaslarından) sayılır. Bu nedenle, dinin bir aslının yalnızca fer'i bir hüküm uğruna feda edildiği söylenemez.
İmam Hüseyin'in kıyamının asıl amacı; dinin hakikatini korumak, imameti savunmak ve İslam'ın özünün bozulmasını önlemekti. Namaz da ancak bu bütünlük içinde gerçek anlamını kazanır.
İmam Hüseyin, Kerbelâ'dan önce de hak ve hidayetin ölçüsüydü. Aşûrâ ise bu hakikatin bütün açıklığıyla ortaya çıktığı sahne oldu.
Onun ashabı da imamlarını derin bir şekilde tanımaları, sarsılmaz sadakatleri, güçlü basiretleri ve maddî hesapların ötesine geçmeleri sayesinde tarihte ebedîleştiler."
Sonuç
Hüccetü'l-İslâm ve'l-Müslimîn Seyyid Hasan Sebzevârî konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Kerbelâ yalnızca askerî bir hadise değildir. O, merkezinde imamet ve ilahî hidayet bulunan kapsamlı bir inanç ve düşünce sistemidir.
Bu sebeple Aşûrâ'nın mesajı yalnızca belirli bir tarihî döneme ait değildir. O, bugün de dünyanın dört bir yanında hakikati arayan insanlara ilham vermeye devam etmektedir."
yorumunuz